Oku-Dinle-İzle #1

Blog, Genel

Çok seveceğim bir yazı dizisiyle karşınızdayım. En sevdiklerimi ya da tavsiye ettiklerimi, belli bir düzen olmadan bu yazı dizisinde toplayacağım. Umarım faydalı ve keyifli bir seri olur.

✿ OKU: Şeker Portakalı –  José Mauro De Vasconcelos

Processed with VSCO with hb2 preset

Şeker Portakalı kitabını bitireli bir sene oldu. Ama ilk yazı için beni derinden etkileyen bir kitap seçmek istedim. Bir günde bitirdiğim kitaplardan biriydi. Tadı damağımda kaldı mı? Kaldı. Kitabı her okuyuşumda farklı bir sonuca ulaşacakmışım gibi geliyor.

“İnsan yüreğinin, bütün sevdiklerini içine alabilmesi için büyük olması gerektiğini bilmelisin.” (Sayfa 121)

Zeze, haşarı ve yaşına göre çok olgun düşüncelere sahip bir çocuk. Kitapta da onun yaşadıkları anlatılıyor. Zeze beni düşünceleriyle büyüleyen nadir karakterlerden biri. Hani bazı çocuklara “Bu yaşta bu zeka.” ya da “Büyümüş de küçülmüş.” derler ya Zeze aynen böyle bir çocuk. Düşünceleri otuz yaşındaki adamlara taş çıkartır.

“İlki başarılı olmazsa bir daha yapamaz insan ya da yapmak istemez.” (Sayfa 135)

Yeri geldi Zeze’nin ailesine kızdım, yeri geldi ufak olaylara mutlu oldum. Mutluluğu ve hüznü aynı anda yaşayıp ağladım. Ama Zeze’nin ailesine hala kızgınım. Bir çocuk haşarı diye akıllanması için ona şiddet uygulanmaz.

“Çocukların yaraları çabuk kabuk bağlar. Bana sık sık yineledikleri; ‘evlendiğinde geçecek.’ cümlesinde olduğu gibi. Hatta çok daha çabuk.” (Sayfa 136)

Ve o sevimli şeker portakalı ağacı. Aslında hala varlığından emin değilim. Gerçek miydi hayal miydi bu beni biraz düşündürüyor. Kitabı birkaç kere daha okumak gerek. Belki diğer kitaplarında kafamdaki soru işaretleri yer bulur ama daha okumak için zamanım var. O yüzden bekliyorum.

Şeker Portakalı, gerek alıntıları gerek karakteriyle hayatımda güzel bir yere sahip oldu. Can Yayınları’nın güzel çevirisi ve baskısıyla da kitaba hakkını vermiş. Akıcı ve duru bir anlatımı vardı. En başta da dediğim gibi kitabı elime aldığım gibi bitirdim. Ama “Keşke bitirmeyip daha uzun zamanda sindire sindire okusaydım.” dedim. Kitabı yeniden okurum. İnsanın hayatında bir kere bile olsun okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Fırsatınız varsa okuyun derim.

“Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.” (Sayfa 47)

“Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.” (Sayfa 145)

“Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.” (Sayfa 169)

 


♫ DİNLE: Andy Black – The Shadow Side

71dd4tCLTIL._SL1200_ Black Veil Brides grubunun üyesi olan Andy, 2016 yılında ilk solo albümüne imza attı. Kendisi şarkıcı ve piyanisttir. 1990 doğumludur ve tam adı Andrew Dennis “Andy” Biersack’dır.

The Shadow Side albümünü ilk dinlediğimde Andy’nin Black Veil Brides grubunun üyesi olduğunu çıkaramadım. O grubu da dinliyor olmama rağmen Andy’i araştırırken bu durumu fark ettim. Grup üyeleri solo albüm çıkarınca genelde çok zor ısınırım. Ama Andy, solo albümün hakkını vermiş. Albümdeki her şarkıya bayıldım. Andy’nin sesi enfes. Toplamda on üç şarkı. Ama daha fazla da olsa dinlenirdi. Öyle de güzel. Bu yüzden ilk dinleme önerim bu albüm oldu. Albümde her şarkılar favorim olduğu için sadece albümün linkini koyacağım.

Spotify: The Shadow Side

 

 


► İZLE:  The Phantom of the Opera at the Royal Albert Hall (ImdB: 8.8/10)

PHANTOM-master1050

2011 yapımı olan bu müzikal opera sevmiyorsanız bile size operayı sevdirir. Sevmiyorsanız bile oyunculuklara hayran kalırsınız. Ramin Karimloo ve Sierra Boggess resmen bu roller için biçilmiş kaftanlar. Daha ilk sahneden insanı bir anda kendisine bağlıyor. Yaklaşık beş dakika sonra insanın kalbini yerinden çıkaran gerçek sahne ortaya çıkıyor ve o andan itibaren operayı hayranlıkla izlemekten iki saat nasıl geçti anlaşılmıyor. Bu operayı izledikten sonra “Keşke canlı canlı izleyebilseydim.” dedim. Ayrıca müzikali yakın bir arkadaşım sayesinde keşfettiğim için yeri bende çok ayrı. Onunla ilk partını izledik. Sonra ben ikinci partı izledim. Tek kelimeyle harikaydı. Bu yazıyı izlemeden önce yeniden izledim. İlk izlediğimden sonra da kesitleri Youtube’da birkaç kere daha izledim. Hatta sıkıldıkça izliyorum. Mutlaka izleyin. İnanın bana bu operayı izledikten sonra diğer uyarlamalar sizi bu kadar etkilemeyecek.

Bilmeyenler vardır diye düşünerek uyarlandığı kitabın konusunu da ekliyorum. Böylece izlemeden önce fikriniz de olmuş olur.

Paris Opera Binasının mahzeninde, yüzü tanınmayacak derecede ürkütücü olduğu için insanlara görünmeden bir hayalet gibi yaşayan müzik dehası Opera Hayaleti, korodaki Christine’e gizlice müzik dersleri vererek onun ünlü bir soprano olmasını sağlar ve zaman geçtikçe ona büyük bir sevgiyle bağlanır. Fakat ona sahip olmak isteyen tek erkek kendisi değildir. Bu gizemli Hayaletin genç kıza duyduğu tutkulu aşk bir süre sonra kendisini içten içe yakan bir kıskançlığa ve takıntıya dönüşmeye başladığında ise, Christine’i tehlikeli ve karanlık bir sonun başlangıcına adım adım yaklaştırır. (kaynak: okuoku.com)

 

Umarım önerilerimi beğenirsiniz. Sizin de bana önerileriniz varsa yoruma yazın lütfen. Tekrar görüşmek üzere. Sevgiyle kalın. ❤

 

Reklamlar

KYK’da 6 Yıl + 1 Ay

Blog, Genel

Processed with VSCO with f2 presetMerhabalar! Üniversiteye başladığım ilk günden beri en çok aldığım sorular “Devlet yurdunda hayat nasıl?” ve “KYK’da yaşam zor mu?” oluyordu. Ve hazır ÖSYM de yerleştirme sonuçlarını açıklamışken bu sorulara toplu bir cevap vereyim dedim. Hem böylece bu konuda merak eden herkese bilgi vermiş olurum.

Konu geniş olduğu için yazıyı parçalara ayırdım. Böylece isteyen istediği yeri okuyabilir. Yazıda bahsedeceğim şeyler sırasıyla şöyle;
-KYK’ya nasıl başvurdum?
-KYK’daki düzen
-KYK’nın avantajları
-KYK’da yaşadığım zorluklar
-KYK mı özel yurt mu yoksa apart veya ev mi?
-Pişman mıyım şimdi olsa ne yapardım? Tavsiyelerim.

Fotoğrafları kaldığım yurtta çektim. Sene başında birkaç tane daha fotoğraf ve açıklama ekleyeceğim.

-KYK’ya nasıl başvurdum?
yurtkur.gsb.gov.tr ‘un sitesinden karşıma çıkan formu eksiksiz ve doğru bir şekilde doldurmuştum. Sonuçlar yaklaşık iki üç haftaya açıklanmıştı. Ben yedek listesinde çıkmıştım. İki buçuk ay sonra asil olarak yurda kayıt oldum. Yani yedek listesinden her hafta sırayla isimler yayınlandı ve o sıra gelince kayıt oldum.

Processed with VSCO with f2 presetKYK’daki düzen
Ben Isparta Süleyman Demirel Üniversite’sinde okuyorum. O yüzden Batı Kampüsü’ndeki Gülistan Kız Öğrenci Yurdu’nda kalıyorum. Odam dört kişilik. Yeni dönem başladığında fotoğrafını buraya ekleyeceğim. Tuvalet ve banyo aynı katta kalan tüm kızlarla kullanılıyor. Yani her katın ortak. Bir kantin, kantinin içinde de televizyon bölümü var. Benim kaldığım blokta seksen oda var. Yani dört kişiden hesap edersek toplam 320 kız öğrenci var. Dört tane çalışma salonu var. Odalarda mini buzdolabı ve iki tane çalışma masası var. İki tane priz, dört tane de dolap, dört tane de komodin var. Yataklar baza şeklinde. Yerde halı falan yok. Bir tane penceremiz ve askılığımız var. Yemekhane kız-erkek karışık ve ayrı bir binada.

KYK’nın avantajları
Benim için avantajlarını sayacağım. Şehirden şehire göre avantajlar değişebilir. Değişen kısımlara yazının devamında değineceğim. Öncelikle benim için en önemli avantajı kampüsün içinde olması. Okula on dakika. Gerçi ben yine erken kalkıyorum kahvaltı yapmak için ama yine de okula yakın olması çok büyük bir artı. İkinci artısı maddi açıdan devlet yurdu daha uygun. Çünkü zaten yurt haricinde de pek çok masrafım oluyor. Eğer yurt olmasaydı aileme daha fazla yük olacaktım. Eh emekli bir babanın tek başına evi geçindirdiğini düşünürsek devlet yurdu bir nimet. Diğer bir faydası da arkadaş çevrenin genişlemesi.

Processed with VSCO with f2 preset

KYK’da yaşadığım zorluklar
Isparta’yı kazandığımda evden ilk ayrılışım olmuştu. Farklı şehir, yeni insanlar, kalacak yer sorunu ve daha bir sürü konuyu düşünüyordum. Devlet yurdunda da yedeklerde çıkmıştım. Kısacası kalacak yerim yoktu. Yedek listesinden ismim ne zaman çıkar diye baktığımız sırada devlet yurdunun misafir öğrenci aldığını öğrendik. Ve bir anda kendimi 24 kızın içerisinde buldum. Yurttaki çalışma salonlarına eski ranzaları parçalayarak yatak yapmışlar. Benim kaldığım yerde yirmi dört kız vardı. Hepimiz aynı yerde. Mahremiyet yoktu. Herkesin dolapları yan yana duvar diplerine yerleştirilmişti. Yataklar da yan yana dizilmişti.

Orada iki buçuk ay kaldıktan sonra neyse ki sıra bana geldi ve dört kişilik normal odalara çıktım. Misafirhanenin korkunçluğundan sonra normal odalar cennet kalıyordu. Düşünsenize insan üç yabancıya bile tahammül edemezken 24 kıza nasıl tahammül etsin?

Orada ve kendi odamda da yaşadığım en büyük sorun ışık kullanımıydı. Sen uyumak istiyorsun ama kız kalkmış ışığı açık tutma konusunda diretiyor. Odada sorun çıkmaması adına kabul ediyorsun. Işıkta uyumak benim için en büyük sorundu. Daha sonra ben de devlet yurdunun ortamını öğrenince altta kalmamayı öğrenip, tatlı dille karşımdaki kızla anlaşarak ışık sorununu çözdüm. Ha hala bazen açık tutuyoruz ama o zamanlarda da göz bandı kullanıyorum. Yurtta kalacaksanız mutlaka göz bandı alın.

Koridorlarda şarkı söyleyen ve bağıra çağıra konuşan kızlardan olmayın. Uyuyan ve hasta olan var biraz düşünceli olmak lazım. Gecenin bir vakti bu yüzden uyandığım olmuştu. Odada da çok sesli konuşan biri olduğunda da sorun oluyor. Gerçi durumu anlatınca genelde anlayışla karşılıyorlar.

Banyonun ve tuvaletlerin ortak olması da insanı zor durumda bırakıyor. Herkes banyo ve tuvaleti aynı titizlik ve özenle kullanmadığı için sıkıntı oluyordu. Duşakabini kıranı mı ararsın, duş başlığını koparanı mı artık siz düşünün. Ertesi gün yurt personelleri bu sıkıntıları görüp yaptırıyorlar ama o ertesi güne kadar o şekilde idare etmek sorun oluyordu. Temizlik açısından geceleri hariç sıkıntı olmuyor. Hem sabah hem de akşam mesai bitmeden önce tuvalet ve banyo temizleniyor.

Bir diğer sıkıntı da kantinde oluşan sıra. Personel eksikliği mi yoksa personellerin yavaşlığı mı emin olamadım ama o sıra hiçbir zaman azalmıyor. Bunlar dışında şu anda bir sorun hatırlamıyorum.

Processed with VSCO with f2 preset

-KYK mı özel yurt mu yoksa apart veya ev mi?

Hepsinin kendisine göre avantajları var. Evde mesela her şey senin keyfine kalmıştır. Hiçbir insana ayak uydurmak zorunda kalmazsın. Kafanı dinlersin. Apartta da aynı durum geçerli. Ha iki kişilik apartsa sadece banyon, tuvaletin ve mutfağın ortaktır. Onun dışında yine kapını kapatıp kafa dinleyebileceğin bir odan vardır. Yani tamamen insanlara katlanıp katlanamamak burada mesele. Özel yurt desen devlet yurdu ile az çok aynı. Ama odadaki kişi sayısına göre durum değişiyor. Ha bir de yemek saatleri değişik oluyor. Şu zamana kadar gezdiğim özel yurtlar gündüz kahvaltıyı 11.00’a kadar, akşam yemeğini de 19.00’a kadar yapıyorlardı. Devlet yurdunda hafta içi 12.00’a hafta sonu 14.00’a kadar kahvaltı, 23.00’a kadar da akşam yemeği oluyor. Yani hepsinin kendisine göre avantajları var. Ve bu avantajlar kişiden kişiye göre değişiyor. Artı eksi listesi çıkarmakta fayda var.

-Pişman mıyım şimdi olsa ne yapardım? Tavsiyelerim.

Pişman değilim. Hala devlet yurdunda kalıyorum ve durumdan memnunum. Devlet yurdu sayesinde pek çok arkadaş edindim. Yemek düzenim bozulmadı, çalışma ortamı müsait, temizlik güzel, çalışanların ilgisi iyi. Ben memnunum. Hatta bir yıl daha kalabileceğimi öğrenince çok sevinmiştim. *Teşekkürler KYK. Kalpli emojiler.* Yaz okulunda da devlet yurdunda kaldım. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeğini kendin ödüyordun ama geri kalan her şeyden memnundum.

Yani mutlaka bir artı eksi listesi hazırlayın ve düşünün. Tanıdığınız insanlarla bu konu hakkında konuşun. Böyle yerlerde kalan kişilerden bilgi alın. Her devlet yurdu aynı şekilde değil. Birlikte kalacağınız kişileri ailenizden daha çok görmeye başlayacaksınız. Bunu da unutmadan kararınızı verin.

Sorularınız olursa yorum kısmına ya da mailden bana ulaşabilirsiniz.

Sevgiyle kalın.

Processed with VSCO with f2 preset